Bilin bakalım bu ülkenin sağcısı mı solcusu mu daha faşist ?

Dünyada artık hiçbir geçerliliği kalmayan bir ideolojinin bu ülkede halklara dayatılması kabul edilemez. Neredeyse tüm dünyada, Latin Amerika'dan tüm Avrupa'ya denenmiş bu rejimin 21.yy'da Türkiyeli halklara dayatılması kabul edilemez. Mussolini'den Franco'ya Hitler'den Pinochet'e halklara kan kusturan mutlak devleti tanrılaştıran bu zihniyetin tüm formları denendi sonuç: Katliam, savaş ve yoksulluk oldu.


Faşizmin ve liderlerinin istedikleri toplumsal yaşamın tüm alanlarındaki farklılıkları yok edip, (insanların duygu ve düşünce dünyası da dahil olmak üzere) tek tip düşüncenin tüm varoluşu işgal etmesidir. Lider ilkesiyle hareket etmeleri sonuç olarak toplumun inkarı halini alır. Tek lider sisteminde, ekonomi; adalet; eğitim vb. gibi tüm vatandaşları ilgilendiren konular hakkında tek br kişinin karar vermesi, tüm yetkierin tek elde toplanması, kuvvetler ayrılığının olmaması kaos ve kriz üretir. Devlet mafyalaşır ve kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımaz.  Bunu sistematik asimilasyon takip eder. Halkın her kesimi keskin bir kontrol ve totalitaryan bir devlet aracılığıyla otorite altına alınmak istenir.


Kutsal devlet ve tanımı çok muğlak olan vatanseverlik adına her türlü katliam meşrulaştırılır. Kadının rolü bu toplumlarda, kutsal devlet için çalışmaya ve ölmeye hazır çocuklar doğurmak  ve onları yetiştirmeye indirgenir. Çünkü Faşizm emperyalist ve etnik genişlemeyi, ırk üstünlüğünü ve soykırımı teşvik eder bunaları yürütecek askere ve ucuz insan gücüne ihtiyacı vardır. Genellikle erkek üstünlüğünü açıkça savunur. Ancak  bazen kendi grubundaki kadınlara da belli bir sınırlar içerisinde dayanışma vaat eder. Özlem zengin, Akşener gibi.


Faşist düşünce tek dil, tek bayrak, tek din, tek vatan gibi düşüncelerle insanların en basit korkularından biri olan güven duyguları manipüle eder. Böylece verdikleri her hukuk dışı kararı kamufle edebilirler.

Faşizm, günümüzde devlet yönetimindeki totaliter bir diktatörlük rejimi anlamını taşıyan bir kavram halini almıştır. 

Cumhuriyet tarihi boyunca bizim coğrafyamız yeşilinden tutun beyazına, siyahına faşizmin her türlüsüne maruz kalmıştır. Artık çığrından çıkmış toplumun tüm dinamiklerini yutmakla tehdit eden bir ejdarhaya dönüşmüştür.


Tamam belki Erdoğan'da saydığımız tüm bu özelliklerin hepsi mevcut ama bu özelliklerin Özlem zengin, Akşener, Çiler'de olmadığını mı düşünelim. Ya da tek vatan, tek dil, tek bayrak üzerinden Kürtleri ve diğer halkların değerlerini görmezden gelen, Anadolu halklarının renkliliğinin yönetime taşınmasını engelleyen Sistem Partilerimi daha az faşist. 


Alternatifsiz miyiz? Kötünün iyisine razı olmak zorunda mıyız? Elbette hayır! 14 Mayıs'da da Yeşil Sol Parti'yi sandıktan en güçlü parti olarak çıkarmayı başarır, kendi gücümüzü ve irademizi ortaya koyarsak bizler halk demokrasisini örecek gücü elde etmiş olur, topluma bir kere daha cesaret ve umut verebiliriz. 


Belki Erdoğan, seçimleri tekrar etmek isteyecek, belki kolayca yenilgiyi kabul edip gitmeyecek, belki YSP güçlü çıkınca sandıktan Erdoğan'ın önünü maalesef sol adına Muharrem ince gibi sol şovenistler açmaya çalışacak.

Ancak bizler en az onlar kadar tecrübeliyiz artık. Daha hazırlıklı, daha kolektif, daha cesur ve daha kucaklayıcı olursak bu seçimlerde, bir yüzyıldır zihinlerimizi, benliğimizi, yaşam tarzımızı hedef alan bu totaliter sistemden kurtulabiliriz.


Gelin bizler YSP diyelim! Birey birey çalışıp, Türkiye'nin batısı, doğusu, güneyi, kuzeyi demeden halklarımızı birleştirip renkli, herkesin varoluş biçimine saygılı ortak bir toplum haline gelmesinin önünü açalım. Bunun içinde denenmiş az ya da çok faşist demeden hepsinden oy isteyelim.

Bu düşünceyi gerçekleştirecek adresimiz de belli. İnsana uygun bir yaşam için kendimize oy verelim. Bizler YSP'yiz oylarımız Yeşil Sol Parti' ye!

Deniz Boyraci

Kommentare

Beliebte Posts aus diesem Blog

Auf der Suche nach der eigenen Identität im Schatten der Freundschaft

Literatur im Zeitalter der sozialen Medien: Geschwindigkeit, Konsum und die Suche nach einer neuen Ausdrucksform

Austens eigentliches Anliegen ist nicht die Liebe, sondern das Urteil