BEN CELLATLARIMDAN DAHA UZUN YAŞAYACAĞIM
Bu haftaki Film yolculuğumuz Libya'ya olacak
Yapımcılığını ve yönetmenliğini Arap asıllı Amerikalı sinemacı Mustafa Akkad'ın yaptığı filmin önemli rollerinde Anthony Quinn, Oliver Reed, Irene Papas, Rod Steiger, John Gielgud ve Raf Vallone oynamışlardır. Filmin özgün müziği Maurice Jarre'a aittir.
Gerçek olaylara dayanan bu biyografik tarihi filmde, 1929 yılında İtalya'da iktidarda olan Faşist diktatör Benito Mussolini'nin Büyük Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma planlarının bir parçası olarak Libya'yı sömürgeleştirmek üzere bu Kuzey Afrika ülkesine gönderdiği güçlü ordularının, Ömer Muhtar liderliğindeki Libya halkının inatçı direnişi karşısında hiç ummadıkları ağır kayıplara uğramaları anlatılmaktadır.
Filmi Libya lideri Muammer Kaddafi finanse etmişti. Çevrildikten bir yıl sonra devrin İtalya başbakanı Giulio Andreotti filmin İtalyan ordusunun onurunu zedeleyici ögeler içerdiğini belirtmiş ve bunun üzerine film 1982 yılında İtalya'da yasaklanmıştı. 1988 yılından itibaren filmin İtalya'da bazı festivallerde yasa dışı olarak gösterilmesine hükûmet tarafından göz yumulmuştu.
Filmin Yönetmeni 1930 Halep (Suriye) doğumlu Mustafa Akkad uzun yıllardır ABD'de yapımcılık ve yönetmenlik yapmaktaydı. Cadılar Bayramı filmlerinin büyükbabası olarak da anılan Akkad 2005 yılında Ürdün'de uğradığı bombalı terörist bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmiştir.
Filmimiz Libya Soykırımının trajedisini yansıtmaktadır. İtalya'nın Libya'yı kontrol altına alma çabaları sırasında, Sirenayka halkı büyük bir katliama maruz kaldı. 225.000 kişilik Sirenayka nüfusunun dörtte biri, işgal sırasında hayatını kaybetti. Çatışmalar sırasında İtalya; kimyasal silah kullanımı, teslim olan savaş esirlerini öldürmek, sivil halkı katletmek gibi, büyük savaş suçlarına imza attı. İtalyalı yetkililer, 100,000 kadar Sirenaykalı Bedeviyi zorla yerlerinden çıkartarak, etnik temizlik de yapmışlardı. Zira Bedevilerin toprakları, İtalya devleti tarafından İtalyan yerleşimcilere vadedilmişti.
- İtalyan sömürge yönetiminin yol açtığı hasarları tazmin etmek amacıyla, 2008 yılında İtalya ve Libya arasında bir anlaşma imzalandı. Dönemin Libya lideri Muammer Kaddafi imza törenine, Ömer Muhtar'ın İtalyan güvenlik kuvvetleri tarafından yakalandığı zaman, zincirlenmiş bir şekildeyken çekilmiş fotoğrafında giydiği kıyafetin benzerini giyerek katılmıştı. İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi imza töreninde; "Bu tarihi belgede İtalya, sömürge döneminde Libya halkına yönelik katliam, imha hareketi ve uyguladığı baskılardan dolayı özür dilemektedir. Sömürge döneminde İtalya'nın Libya'ya verdiği hasarın farkındalığının, ahlaki ifadesidir" diyerek, Libya halkından özür dilemişti.
İtalyan Faşizmi:
Faşizm, 1922 yılında, liderliğini Benito Mussolini’nin yaptığı Ulusal Faşist Parti’nin iktidara gelmesinden, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemde İtalya’da hakim olan diktatörlük rejiminin resmi adıdır. İtalya, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda kazanan safta yer almış ancak istediğini elde edememiştir. Bu durumun yarattığı hayal kırıklığı ve süregelen ekonomik ve siyasi istikrarsızlık faşizmin İtalya’da iktidara gelmesinde en önemli etkenler olmuştur. Faşist yönetim, İtalya’da iktidara geldikten sonra ülke içerisinde toplumsal hayatın her alanını kontrol altında tutmak istemiş ve buna yönelik adımlar atmıştır. Dış politikada ise saldırgan bir tutum sergileyen faşist yönetim, İtalya’nın uluslararası arenada son derece olumsuz bir imaja sahip olmasına neden olmuştur. Totaliter bir rejim niteliğine sahip olan İtalyan Faşizmi, İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı’nda mağlup olmasıyla sona ermiştir.
İtalya Birinci Dünya Savaşı'dan sonra galibi olan tarafta yer alıyor olmasına karşın, savaştan sonra yenik bir ülke görünümündeydi. Savaştan mağlup ayrılmış ülkelerdeki huzursuzluk ve hoşnutsuzluk havasına benzer bir atmosfer 1919 yılı başlarından itibaren tüm İtalya’yı kaplamıştı. Savaşta ordu yüz binlerce kayıp vermişti. Savaş sona erdiği zaman ise iç durum iyice kaotik bir hal almıştı. Öncelikle önemli ekonomik sıkıntılar söz konusuydu.
Savaş sırasında ciddi yatırımlar yapan sanayi işletmeleri talep azalmasından dolayı iflas noktasına gelmişlerdi. İtalyan halkı işsizlik baskısı altında maddi ve manevi bir huzursuzluk içindeydi. Bu ortamda, sosyalist fikir akımları da İtalyan siyaset sahnesinde açıkça boy göstermeye başlamış ve önemli ölçüde taraftar kazanmışlardı. Bolşevik Devrimi’nin de tesiriyle işçiler gerek ekonomik gerekse de politik kazanımlar için mücadele içine girmişlerdi. Grevler birbirini kovalıyor, fabrikalar işçiler tarafından işgal ediliyordu. İç politik yapıda ciddi sıkıntılar söz konusuydu. Zaten otoritesini de kaybetmiş olan hükümetler peş peşe değişerek (1919-1922 yılları arasında İtalya’da dört hükümet değişmiştir) tam bir siyasi istikrarsızlık örneği ortaya koymaktaydılar.
İtalya’da faşist yönetim, hâkimiyetini işte böylesi karmaşık ekonomik ve politik şartlardan faydalanarak kurmuştur. Liderliğini Benito Mussolini’nin yaptığı faşist hareket 1919 yılında Savaş Demetleri adıyla doğmuştu. İtalya’nın buhranlı toplumsal yapısının bir ürünü olarak ortaya çıkan Savaş Demetleri hem sol akımlara hem de liberal demokrasiye karşı olan milliyetçi çeteler görünümündeydi. Bu çetelerin Kasım 1921’de Roma Kongresi’nde birleştirilmeleriyle Ulusal Faşist Parti vücuda getirilmiştir. Çünkü Mussolini hem ülkenin içinde bulunduğu sorunları çözme vaadinde bulunuyor hem de Roma İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerine atıf yaparak, 1871’de ulusal birliğini sağladığı zamandan beri üst düzey Avrupa devletlerinden biri sayılmak arzusunda olan İtalyan halkının milliyetçi hislerine ustaca hitap ediyordu.
Biz filmimiz gereği İtalyan faşist rejiminin İtalya’daki etkisinden uzunca bahsetmeyeceğiz. Elbette Faşizm İtalyan halkının kendisine de büyük zararlar vermiştir. Mussolini’nin iktara geldiği anda etkisizleştirdiği ilk şey özgür basın olmuştur. Gazeteler dergiler ard arda kapatılmıştır ülkede aklı selim yazar çizer kimsenin eline kalem almasına izin verilmemiştir. Faşizmin İtalya’daki etkileri uzun uzadıya sıralanabilir ancak daha büyük bir trajediyi anlamak için faşizmin içinde büyüdüğü toprakları aşıp başka halklarla başka topraklarla temas edişine odaklanmalıyız.
Faşizm kendi ulusal yükselişini ötekine karşı hiçbir ahlaki yükümlülük hissetmeden ötekine hesap verme ya da ötekini de kapsama kendi idealleriyle dünyaya eşitlik ya da adalet getirme gibi dikotomilerle gelmemiştir. Faşizm bir intikam rejimidir. İtalyan Faşist Rejiminin itikamcı tarzı, birinci Dünya savaşı sonrası ikinci bir dünya savaşına daha ve yanısıra onlarca savaşa sebep olmuştur. Mussolini’nin Libya'yı işgal etme sebebi her şeyden önce halkına verdiği intikam sözüdür. Birinci dünya savaşına katılan ve yüzbinlerce askerini, parasını vs kaybeden İtalya’ya verilen sözler tutulmamıştır. Kazanan tarafta olmasına rağmen kaybetmiştir. Akdenizde daha fazla toprak sözüne dair olan yerlerden biri de Libya. İşte Mussolini İtalyan halkına intikam sözü verme fırsatını böyle bulmuştur. Nitekim ikinci kesintisiz olarak ikinci dünya savaşına kadar sürmüştür. Almanya'da Hitler taktik olarak Mussolini’nin yolundan gitmiştir.
Filmden bazı replikler burada bize intikamın boyutlarını gösterebilir:
“Her bedevinin içindeki ihtilalin peşine düşün.
Barışı göstermeyin.
Tarlalarını yakacağız
Ağaçlarını keseceğiz.
Topraklarını kurutacağız.
Bu savaşı nazikçe kazanmaya çalışmak komik.
Su içtikleri kuyularına çimento dökeceğiz
Roma'nın taktiğini uygulayacağız. Halkın onda birini idam edeceğiz.”
Bu repliklerin uygulandığını film boyunca görüyoruz. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bu filmdeki kişiler ve olaylar tarihi gerçeklerden alınmıştır. Örneğin savaş sonrası İtalyan askerlerinin Libyalı sivillere karşı işlediği iddia olunan savaş suçları şunlardı;
Kasıtlı olarak sivilleri bombalamak, silahsız kadın, çocuk ve yaşlıları katletmek, kadınlara tecavüz etmek ve karınlarını deşmek, esirleri uçaktan atmak ya da tankla ezmek, belli bölgelerde sivilleri düzenli olarak her gün infaz etmek, köyleri hardal gazı ile bombalamak.
Film boyunca yüzlere hatta binlerce Libyalının öldürüldüğünü görüyoruz. Bu size abartılı gelebilir. Oysa Libya halkının neredeyse üçte biri bu savaş sırasında katledildi.
İtalyan faşizminin İtalya’daki etkinliğinden çok Libya'daki etkinliğinden bahsettik çünkü faşizmin dünyaya getireceği şeyin ne olduğunu anlamak için bu önemli. Yükselmek için mazlum halkların, kendi bağımsızlığını kendi adaletini kendi kanununu ve kendi topraklarındaki haklarını isteyen halklara ne getirdiğini görmek önemli. Yalnızca savaş değil, hiçbir onura, ahlağa, mücadeleye sığmayan, insanlıktan uzak ve canavarca bir yakıp kül etme. İş yalnızca bundan ibaret de değil. Propagandanın haksız bir savaşı vahşi bir rejimi nasıl kahramanlaştırılacağı da formüle edildi. İtalyada Mussolini’nin propagandayı kullanma biçimini miras alan Almanya alman halkında aynı tekniği uyguladı ve bir kahramanlık hikayesi yazılıyormuş gibi dünyaya en kanlı günleri yaşatıldı. Oysa gerçek eninde sonunda ışığın vuracağı bir taş gibi sağlamdır. Oradadır ve karanlık kendini yitirmeye başladığında o gerçeği saklamaya yeryüzü yetmeyecektir. Filmimizin ve libya direnişinin onurlu kahramanı Ömer Muhtar filmin sonunda bir çatışma esnasında yaralanarak esir düşer ve idama mahkum edilerek öldürülür. Ömer muhtarın ölümünden tam yirmi yıl sonra Libya bağımsızlığını kazanacaktır. Kendi halkının hakkı için kendi halkının onuru ve bağımsızlığı için mücadele eden bir kahraman olarak dünya ve Libya tarihine adını yazdıracaktır.
İyi seyirler.
Deniz Boyraci
Çöl Aslanı Ömer Muhtar HD 1080p Türkçe Dublaj Film İzle
Kommentare
Kommentar veröffentlichen