SAVAŞ GIRDABINDA AŞK;
Bu haftaki film yolculugumuzda Could Mountain (Soğuk Dağ)yız
Soğuk Dağ
Film Oyuncuları:
Natalie Portman
Jude Law
Nicole Kidman
Renée Zellweger
Cillian Murphy
Yönetmen: Anthony Minghella
Senaryo: Anthony Minghella, Charles Frazier
Yapımcı: Sydney Pollack, William Horberg, Steve E. Andrews, Tim Bricknell, Bob Osher
Yapım Yılı: 2003
Yapım Yeri: ABD, Romanya, İngiltere
Filmimiz
Charles Frazier'in en çok satan İç Savaş romanının ruhunu yakından takip eden bir film, insan vahşetinin ve ihanetinin yanı sıra insan nezaketinin kasvetli, genellikle karamsar bir tasviridir. Tüm bu karamsarlığın ve vahşetin içinde elbette büyük bir aşk hikayesi yatmaktadır.
Yazar-yönetmen Anthony Minghella, Frazier'in büyük bir vahşet içinde insan umuduna dair vizyonunu beyazperdeye aktarmaya açıkça kararlı olan samimi bir destanı titizlikle hazırlamıştır. Minghellanın tarzını farklılaştıran şey erkeklerden çok kadınların dikkatini çekecek ve erkeklerden çok kadınlara dikkat çeken bir savaş filmi çekmiş olmasıdır.
Erkeksi Maço gurur, iyileşmesi nesiller alacak hayal edilemez zorluklara ve trajediye yol açan ölümcül bir aptallık olarak ortaya konacaktır. Bu film epik bir anlatıma sahip savaşçı erkek kahramanların soyluluğunu anlatan bir film değildir. Soyluluk bu filmde kadına ve aşka ayrılmıştır. Film Erkek olmanın en yüksek normatif değerlerinden biri olan savaş sevdasının eleştirisidir.
Filmimiz kahramanımız Ada'nın ve Papaz olan babasının Cold Mountain kasabasına taşınmasıyla başlar. Buraya taşınma sebepleri Adanın papaz babasının ciğerlerinden hasta olmasıdır ve Cold Mountain (Soğuk Dağ) bolca temiz hava alabileceği bir kasabadır. Kasabanın gençlerinden birisi olan Inman Ada"yı görür görmez ondan hoşlanır. Aralarında tatlı bir flörtleşme dönemi başlar. Ancak kısa bir süre sonra Amerikan iç savaşı patlak verir ve kasabanın savaşabilecek durumda olan tüm erkekleri savaşa gider. Savaş çıktığı öğrenildiği anda erkekler neşelenir gururlanır heveslenirler. Savaş çıktığına sevinmişlerdir. Kadınlar endişe ve korku duyarken erkekler savaşı övmüş, yüceltmiş ve bunu doğalarının toplumlarının bir gereği ve görevi olarak görmüşlerdir.
Filmimizde savaş sahneleri karamsar ve boğuk görüntüler, renkler kullanılarak çekilmiştir. Bu görseller, acı inlemeler ve çığlıklarla perçinlenmiş askerlerin yüzlerine çaresizlik ve korku sürülmüştür. Yönetmen savaş sahnelerini epik bir anlatımla değil, bir savaşın gerçek anatomisini ortaya koyar gibi kaos kan ve acıyla işlemiştir.
Kahramanımız Inman savaşta ağır bir şekilde yaralanır. Savaşta yaralanan Inman yaralarından dolayı bir hastahanede uzunca bir müddet kalır. Konfederasyon ordusunda savaşırken tanık olduğu şiddet karşısında paramparça olur ve sevdiği kadın olan Ada ile yeniden bir araya gelmek için eve gitmek ister. Çünkü Ada ona bir mektup yazmıştır ve bu mektupta sevdiği adama "gel" Çağrısında bulunur. Inman hastahane önünde çalışan kör bir adamla konuşur ve zaten sahip olduğun bir şeyi kaybetmenin istediğini elde edememekten daha kötü olduğunu anlar. Bundan sonra Inman, Ada'ya eve döndüğünü bildirmek için bir mektup yazar. O gece hastaneden bir pencereden ayrılır ve Kuzey Carolina'ya dönüş yolculuğuna başlar.
Ada böyle bir mektup yazmıştır çünkü Adanın babası vefat etmiştir ve ayrıca savaşlarda sadece savaşa gidenler değil geride kalanlar da büyük zorluklarla karşılaşır. Ada, babasının ölümünün ardından Kara Koyun Çiftliği'ni yönetmek için tek başına kalır. Yoksul ve nereye ait olduğu veya hayatını nasıl kazanması gerektiği hakkında hiçbir fikri yok. Ada , komşuları Swangers'ı ziyaret ettiğinde, geleceğini tahmin etmek için bir kuyuya bakar. Bir yolculukta ormanda yürüyen bir adam görür ama bu görüntünün ne anlama geldiğini bilmez. Ertesi gün, Sally Swanger, Ruby adında yerel bir kızı çiftlikte yardım etmesi için gönderir. Ruby ve Ada arkadaş olurlar ve rahat bir ev rutini kurarlar.
Bu arada, Inman'ın batıya yolculuğu tehlike ve şiddetle doludur. Inman, ahlaksız bir vaiz olan Solomon Veasey'i (vaizin) hamile sevgilisini öldürmeye çalışırken bulduğunda müdahale eder ve bunu önler. Vaiz topluluğundan sürgün edilir ve Inman yolculuğunun bir kısmına Veasey ile devam etmek zorunda kalır. Savaştan kaçmak savaş zamanında en büyük suçtur. Kazanmak için her iki tarafta savaşabilecek ne kadar erkek varsa onları bu savaşa zorlar ve kaçanları da öldürtmek için büyük önlem alır. Savaştan kaçmak vatan hainliğidir. Savaşı reddetmek suçtur. İktidarlar her zaman savaş güzellemelerini yurttaşlarının zihnine empoze ederler ve empoze edemediklerine karşı cadı avı başlatırlar. Eğer yurttaşların savaşlara katılmaları zorunlu olmasaydı, ya da savaştan kaçmanın cezası ölüm olmasaydı savaşların çok büyük bir bölümü başlamadan biterdi...
Bu esnada Ada'nın hikayesi devam ediyor. Babasından sonra çok zorlanan ve çiftlik yaşamına uyum sağlayamayan ada bir gün çiftliğe çalışmak için Ruby isimli bir kadının gelmesiyle çiftlik yaşamına adapte olmaya başlar. Film onun doğayla uyumlu bir emek yaşamına uyumunu izler. Ada'nın Ruby ile olan dostluğu, doğal dünyayla özdeşleşmeye başladığında çiçek açar. Kadın kahramanlar çiftlikte kök salmaya başlarlar.
Film boyunca hem Ada'nın hem Inmanın hikayesinin yeniden birleşeceği anı heyecanla bekleyeceksiniz. Çünkü onların hikayesi büyük yaşanmışlıklar ve olaylarla başlamamıştır. Aşk hem biyolojik bir eşleşme ve hem de kimyasal bir süreçtir; toplumsal bir uygunluktan ibaret değildir. Bu uygunluk evlilik onanmasıyla tasdiklenen bir imdir sadece. Birbirini seven birbirini konuşmadan da anlayan birbirinde büyük hisler uyandıran insanlar arasında gerçekleşir. Inman savaşa gitmeden önce Ada ile pek fazla konuşmazlar birbirlerinin bütün yaşam hikayelerini bilmezler. Aşk gizdir, sadece anlamak değil hissetmektir. Dolayısıyla aşkı bilişsel bir süreç olarak ya da toplumsal bir olgu olarak görenler bu aşk hikayesinin yeniden birleşmesini heyecanla beklemeyeceklerdir. Ancak eğer aşkı böyle görmüyorsanız bu filmi kaçırmamalısınız.
Bir yandan savaşın kadınlar üzerindeki etkisini psikolojik olarak inceleyen film bir diğer yandan derin bir savaş eleştirisidir de. Bu bakımdan perspektif olarak bir savaş filmi değil,
savaş analiz filmidir.
Ada ve imnen ask-i : bağlılık sadakat sevgi güven özveri üzerine inşaa edilmiş.
Kökenini hem biyolojik hem de insanin düşünsel yapısından alan bir aşktır .
Bu eşsiz aşk ve savaş filminin bize bariz bir şekilde gösterdiği önemli bir şey de savaşların aşkın en büyük düşmanı olduğudur.
Yazımızın başında da belirtmiştik;
Bu savaş ister erkekler isterse de devletler tarafindan çıkarılmış olsun bu her zaman böyledir.
Savaş çıkarken gerçek sorumluluktan kaçan erkekler seviniyor önlerinde yapacak bir şey olmayan bu insanlarin savaşı uğraş olarak görmesi trajiktir bu trajedya bir o kadar da savaş zihniyetinin kaynağını bize gösteriyor.
Öte yandan kadınlar çorak olan boş arazileri işleyerek elleriyle toprağa can veriyor.
O ara Kadınlar tarlalarında yaptıkları korkulukları erkek savaşçılar yada geride kalan erkek haydutların saldırılarina karşı yapıyorlar ...
Acı olan ise Emek vermeden kadınların arka bahçesine dadanan bu haydutların emek hırsızlığını talan kültürünü güç gösterisi ve marifetmiş gibi gösteriyor olmasıdır.
Kadınlar hem savaştan hem savaş zihniyetli bu erkeklerden kendilerini korumak zorunda kalıyorlar....
Ayrıca bu yüzyılın en büyük aşk filimidir.
İyi seyirler…
Deniz Boyraci

Kommentare
Kommentar veröffentlichen