EKOSİSTEM BİLİNCİ ve EKOLOJIK DENGE
Bu haftaki film yolculuğumuz Pandoraya olacak.
Tür: Bilim-Kurgu,
Yapım: 2009
Yönetmen: James Cameron ,
Oyuncular: Sam Worthington , Zoe Saldana , Sigourney Weaver , Stephen Lang , Michelle Rodriguez , Giovanni Ribisi , Joel David Moore , Wes Studi , CCH Pounder , Laz Alonso ,
Filmin Hikâyesi :
Felçli eski denizci Jake Sully, yabancı gezegen Pandora üzerinde bilimsel bir deneyde yer alır. Avatar denilen, zihinsel olarak kontrol edilebilen ve ona yeni bir hareketlilik sağlayan bir melezin yardımıyla gezegeni keşfeder.
Orada güzel Na'vi kadını Neytiri ile tanışır. Onun yardımıyla Pandora'nın yerli halkının yaşamını ve kültürünü tanır.
Sully, Pandora’ya geçtiği anda felçli bedeni orada işlevsel hale gelir. Ve bu gezegeni, dünyalılardan korumaya karar verir.
Avatar kelimesi Sanskritçede ‘’cisimleşme’’ demektir ve Hindu kutsal kitaplarında Tanrı’nın insan bedenine bürünmesini anlatmak için çokça kullanılır. Cameron’a göre mavi renk ise Rama, Krishna gibi geleneksel Hindu tanrılarının tasvirleri ile paralel bir bağ kurmak için tercih edilmiştir. Hikayemiz Dünyadan 4.4 ışık yılı uzakta olan Pandora Gezegeninde geçiyor. Gezegenin pandora olarak adlandırıldığını öğrendiğimde aklıma hemen Yunan Mitolojisinde Pandoranın hikayesi geldi.
Efsaneye göre Prometheus, Tanrı Zeus'tan gizlice ateşi çalmış ve insanlığa vermiştir. Bu duruma çok öfkelenen Zeus, Prometheus'u o zamanlar kimsenin yaşamadığı Kafkas Dağlarında zincire vurdurur. Yanına da bir kartal bırakır. Bu kartal her gün Prometheus'un ciğerini yer ve her seferinde Prometheus'un ciğeri tekrar oluşur. Bu şekilde Prometheus'a işkence edilir. Prometheus Herkül tarafından kurtarılır. Zeus bu duruma bir şey demez ancak zincir halkalarının Prometheus'un ayağında kalmasını sağlar. Böylece Prometheus sonsuza kadar cezalandırılmış olur. Zeus insanlardan da intikam almak istemektedir. Bu yüzden Hephaistos’a emir vererek balçıktan bir kadın figürü yapmasını ister ve ardından Pandora'yı yaratır. Pandora Antik Yunan'da ilk kadın olarak kabul edilir (İslamiyet ve Hristiyanlıkta geçen Havva gibi). Zeus, Tanrıçalar gibi güzel olan Pandora’yı, Prometheus’un ikizi olan Epimetheus‘a bir kutuyla/küple gönderir. Kapıyı çalan Pandora’nın güzelliğinden büyülenmiş olan Epimetheus, onu evine alır ve ertesi gün onunla evlenir. Söz konusu kutuyu/küpü açmasını Pandora’nın kulağına fısıldayan Zeus’un, artık insanlıktan intikam alma zamanı gelmiştir. Zeus sayesinde kutuyu/küpü (Pandora’nın kutusunu) açan Pandora, insanlık arasında mutsuzluğu salıvermiştir. Böylece kötülükler dünyaya ve insanlığa yayılmıştır.
Ateş'i Tanrılardan çalıp insanlığa veren Prometheus insanlığa aslında uygarlığı, ışığı, gücü verniştir. Bütün medeniyet en çok da ateşin etrafında şekillenmiştir. Ancak uygarlığın, aydınlığın, gücün bedeli mutsuzluk olmuştur.
Pandora gezegeninde maden araştırması yapan ve bu gezegenin neredeyse özü olan bir madeni toplayan insan ırkının navi halkıyla arasında gerçekleşen olayları anlatmaktadır. Aslında bu film insanın sömürme, işgal etme, kolonileştirme fikirlerinin dünyayı hatta dünyaları nasıl yıkıma uğrattığının filmidir.
Avatar, soykırıma uğramış eski dünya kabilelerinin dilini kullanarak bize yok sayılan ya da yok edilen yaşayış biçimlerini bambaşka bir pencereden gösteriyor. Avatar sadece sansasyonel bir eğlence değil. Açıkça yeşil(ekolojik) ve savaş karşıtı bir mesajı var.
Bu yeni dünya, Pandora, Dünya'nın umutsuzca ihtiyaç duyduğu zengin bir mineral kaynağıdır. Pandora, Dünya için uzak bir tehdidi bile temsil etmiyor, ancak yine de onlara saldırmak ve fethetmek için paralı askerler gönderiyoruz. Gung-ho savaşçıları, bombalama çalışmalarında makineli tüfekler ve pilot zırhlı uçan gemiler kullanıyor. Bu konuda çağdaş siyaset hakkında bir alegori bulmakta özgürsünüz. İnsan ırkının aynı yıkıcı sömürücü ve maksimum kâr anlayışı Pandora'yı içinden kötülüklerin çıktığı bir kutuya çeviriyor.
Eski mitik hikayelerden beridir güç ve mutsuzluk güç ve savaş sekansları insanlığın asıl yanlışını anlatmıştır. İnsanlığın yarattığı tanrılar bile gücün bedeli olarak mutsuzluğu yıkımı reçeteye dahil etmiştir. Gücün aydınlığın sembolü olan ateş aynı zamanda yıkımın sembolüdür. Öyleyse asıl güç o ateşi kontrol edebilmektir. Asıl aydınlık o ateşin aydınlığında bir arada oturabilmektir. Filmimiz bu bir araya gelemeyişin ortaya konulmasıdır.
Bu son nitelik, belden aşağısı felçli olan kahraman Jake Sully (Sam Worthington) için özgürleştiricidir. Pahalı bir avatarın yaratıldığı ölü bir tek yumurta ikizi için genetik bir eşleşmeye sahip olduğundan işe alınmıştır. Avatar durumundayken tekrar yürüyebilir. Teoride bu durum tehlikeli değil çünkü avatarı yok edilirse insan formu zarar görmeyecektir. Daha doğrusu fiziksel varlığı zarar görmeyecektir. Ancak insan fiziksel varlığından çok daha ötesidir, çok daha fazlasıdır. Duyguları onun varlığının bir parçasıdır.
Na'viler bu gezegende, gezegenini iyi bilerek, tanıyarak, kavrayarak, doğayla uyum içinde yaşayarak ve paylaştıkları yaratıklar hakkında bilgi sahibi olarak hayatta kalırlar. Ekosistem, ekolojik dengeye işaret eder. Canlılar doğal bir zincirle birbirine bağlıdır ve bu bağlılık birbirlerini dengeleyecek ölçüde ekosistemi çeşitlendirir ve devamlılığını sağlar. Bu bilginin herkesçe bilinmesinin bir önemi yoktur; bu bilinç düzeyine ulaşmak ve bu bilinç düzeyiyle hareket etmek önemli olandır. Pandora bu anlamda dünyadan hiç farklı değildir. Farklı olan Naviler ve insanlar arasındaki bilinç ve yaşamı görme ve içinde bulunma perspektifidir. Naviler tanrıların kutsal ve ayrıcalıklı çocukları değildirdir bunun yerine canlılığın bir parçasıdırlar ve buna saygı ve minnet beslemektedirler. Bugün insanlar evlerini korurlar buna dair çok çeşitli yasalar vardır ancak insanların evleri aslında sadece bir odadır büyük bir yaşam alanının çok küçük bir kısmıdır. Asıl ev gezegenin kendisidir. İşte naviler için evin, yurdun, yuvanın anlamı tam olarak budur. Dediğimiz gibi iki gezegen arasında paralize bir benzerlik kurulur değişen şey gezegeni anlama biçimidir.
Naviler tıpkı insanın atları evcilleştirmesi gibi kendileri için başka bir türü evcilleştirirler - atlar değil, zarif uçan ejderha benzeri yaratıklar. Jake'in bu büyük canavarlardan birini yakalayıp evcilleştirmesini içeren sahne, filmin harika sahnelerinden biridir. Hayvanlarını bir araç gibi görmüyorlar bu onların kuyruklarının birbiriyle birleşmesiyle ortaya konuyor.
Ölmekte olan bir gezegene dönüşen dünyayı terkeden ve naviye yerleşen insanlar sonunda aynı bilinçle naviyi de sömürmeye ekolojik sistemini bozmaya başlar ve filmin ilerleyen kısımlarında büyük bir savaş tetiklenir. Yıkım getiren yine insanlık olmuştur. Modern tanımıyla tanrının yerine aklını koyan, aklı ve teknolojiyi tek ilerleme sanan insanlık yine yıkımın ve savaşın kucağında bir gezegeni ve o gezegendeki türleri tehlikeye atacak yeni bir girdabın içine düşmüştür. Ne yeni bir gezegen ne yeni bir tür ne de yeni fırsatlar sonucu değiştirmemiştir. Çünkü asıl değişmesi gereken maksimum kâr ve sömürü zihniyetidir. Asıl zenginlik ekosistemdir çünkü asıl zenginlik yaşamdır ve onu koruyabilmek zenginliği korumaktır. Tıpkı hikayemizin başında anlattığımız ateş hikayesi gibi asıl güç o ateşi kontrol etmekse asıl güç o ekolojiyi kontrol etmektir. Çünkü bizi aydınlığa çıkaracak bilinç açıkça ekolojik dengeyi korumaktır.
Bu sistemde tüm kavram ve kurumları negatif değişime uğratan içini boşaltan bir zihniyetten bahsederken bunların yarattıkları tahribat devasa büyüklüktedir.
Yerküre yetmedi, diğer gezegenlere ve orada yaşayan canlıların doğasına ve yaşam alanlarına saldırıyı kendine hak olarak gören insanlik nereye gidiyor?
Peki tüm evren mi şimdi hedefimiz?
Tüm evreni kirletince nereye gidecegiz?
Bu durumda, hiç bir varlık insanlığı istemiyor .
Hani insanlıktan dem vuruyoruz ya hep...
Ama istenmeyen bu insanlık sorgulanmalı...
Sınırımız yok etmede nereye kadar?
Hic kimse kendine soruyor mu bilmem ama bence büyük bir sorun.
Doğaya çevreye ve diger canlı, cansız varlıklara yaklaşım bütünsellik içinde yeniden ele alınmalı , insanî olmanın ötesinde, evrensel bir varlık olmayı denedik mi hiç ?
Elindekilerini hor kullanan, yok eden , habire tüketen bir insanlık ve aslında tüketirken farkında olmadan kendiside tükeniyor.
Cameron'un hayalini kurduğu dünya , bizden çokta uzakta değildi dünyamızı son bir yüzyılda kendimiz bu duruma getirdik, birde
İleri gidiyoruz adı altında.
Kendi elleriyle
yok ettiği, kirlettiği bir dünyada olmak istemeyen insanlik çözümü başka gezegenlere taşınmakta buluyor. Fakat bu davranış değişmeli işgalci tüketici, kirletici zihniyet durup kendisine sormalı,
ne ileridir ne geridir diye?
Deniz Boyraci

Kommentare
Kommentar veröffentlichen