|
Bu hafta sizlere
Tanıtacağım eser oldukça ilginç.
Tarihi bir Roman;
SELAHADDİN 'IN KITABI.
Kitap 386 sayfadır.
Yazarı Tarik Ali' dır. Selahaddinin Katibi olan Ibn Yakup'un notlarından
hareketle ;
Tarihsel bir gerçekliğin kurgusal gösterimi olan ve
yazarın kendisinin de bu kurgusal karakterlerin birinde saklı
olduğunu söyleyebiliriz
SELAHADDİN 'IN
KİTABI' nı sizler de seveceksiniz.
Eser hayata bakış anlamında aforizmalar açısından oldukça
zengin. Bu da okuyucuya savaş, barış, aşk, inanç, cinsellik, ibadet ve daha
birçok konuda belki de kısaca insan olmak konusunda bizi sürekli
düşündürüyor. Bu düşünme hali okuyucuyu akıcılıkta bir aksaklığa sürüklemiyor.
Eseri okunabilirlik açısından başarılı kılan en önemli özelliklerden birisi
belki de budur. Hikayenin girdabına kendinizi kaptıracaksınız.
Sultan Selahaddin
Adaleti, cömertliği, alçak gönüllülüğü yaşamında özüyle
yaşayan bir kişiliktir. Savaşının sebebi haksızlık karşında durma
karakteridir. O, ne şan ne de şöhret için kimseye kılıç çekmeyecek kadar
mütevazı bir kişiliktir. Onu adil bir hükümdar yapan eğitime sanata sanatçıya
ve düşünceye olan saygısıdır. Adalet yalnızca bir matematik hesabı değildir.
Adaleti mümkün kılan değerlerin değerlendirilmesidir. Bu da düşünceye,
sanata, bilgiye ve inanca saygı duymadan; onu öğrenmeden mümkün değildir.
Özellikle de bir hükümdar için.
Aile içi birlik kadar müminlerin kendi içindeki
birliğinin başarı getireceğine inanan sultan
kendi birliğini sağlamamanın felaket getireceğini şu sözler ile dile
getiriyor.
Sultan kendi kendine sık sık bu kötü rüyanın sona erip
ermeyeceğini ya da Musa, İsa ve Muhammed'i doğuran bu bölgenin sakinlerinin
kaderinin hep savaş mı olacağını sorar.
Buda bize Ortadoğu topraklarında huzurun ve barışın bin yıldır
arzulandığını bunun çaresinin halklar inançlar konfederasyonu olduğunu
gösteriyor.
Bu birlik sağlanmadıkça bu zengin topraklar düşmanının
iştahını hep kabaracaktır. Günümüzde Selahaddin-i aşan düşünceler
Mevcuttur bize düşen bu yolda ilerlemektir. Ortadoğu’nun huzuru ve
birliği yine Kürtlerle gelebilir...
Eserde Cemile karakteri başkaldıran düşünceye ket
vurmayan zeki, akıllı, sanatçı bir kadın, kişiliği sayesinde herkes
tarafından sözü dinlenen sevilen, sayılan Sultanın
haremindeki filozof bir kadın.
Dinin ve hayatın ne olduğunu bilen, özgür
düşünceye sahip olan Cemile hem din perspektifini, hem pratik hayatı
biliyor.
Ve Cemile, cennet tasavvurları içerisinde; 'Kadınlar
neden cennete gitmeyi istesin' diye soruyor.
Sizin ona bir cevabınız var mı?
Cemile bize iki şeyi açıkça gösteriyor.
Birincisi, inanca dair antitezlerini yasak olduğu
halde yazıyor.
İkincisi, inancın Cennet vaadinin kadınlarda anlamsızlığını
göstermeye çalışıyor .
Öte yandan Cemile
Ölüm korkusunu içinizden nasıl attınız diye
soruyor?
Bu sorunun cevabını kendisi buluyor.
Cemile 'ye göre bu vaatler gökten gelen ilahi
kaynaklardan çok peygamberlerin pratik gerçekliğinden doğmuştur. Cemile'nin
bu tezinin doğurduğu en büyük soru ise kadınlar için
cennetin anlamı nedir?
Bu sebeple cennet tasavvurlarının zevklerini suni olarak
haremde tatmaya çalışıyor.
Cemile bu düşüncesini eserde şu sözlerle vurguluyor:
"Yaşlı aliminiz az önce dininizin müminlerinizin
zihninden ölüm korkusunu çıkartıp attığını söyledi. Bu kısmen de olsa sizin
cennet kavramınızla ilişkili midir? Sonsuz bir cinsel güç ve sayısız şarap
nehirlerini yudumlarken, aralarından seçim yapacakları pek çok huri.
Cennetiniz bütün dünyevi yasakları kaldırmaktadır. Bu durumda sadece aklını
kaçırmış olan biri ölümden korkar. Ve bütün bunlar sizin peygamberinizin
kendine güveninden doğmuştur "
Ayrıca aykırı düşünceli Cemile Güzel hırçın Halime ye aşık.
"Aşk hepimizi çıldırtacak kudrettedir. Kıskançlık onun da
en vahşi evladıdır."
Cemile Halime yi başkasıyla paylaşmak istemez.
Sultan Selahaddin için,
bunları belirmek onun
Kürt kimliğini inkar edenler açısından önemlidir.
Kürt kültürünün ve yaşama bakışının bir hükümdara
yansımış hali diyebiliriz. Bununla belirtmek istediğim şey, onun
yaptıklarının yalnızca dini düşüncelerden ibaret olmadığını, Kürt kültürel
mirasından da etkilendiğidir.
Onun ele geçirdiği bölgelerde İbadethaneler ve inançlara
oldukça saygılı olduğu ve yıkıcı davranmadığı gerçeği Avrupa'dakiy şövalyeler
tarafından bile takdir edilmiştir.
Bakın günümüzde islama siyasal iktidar hırsıyla
yaklaşanlar neler yapıyorlar .
Buyurun Ayasofya dan
bakalım
Ayasofya kültürel bir mirastır. Tarih sahnesinin büyük bir
bölümünde yer almıştır. Önce kilise sonra camiye çevrilmiştir. Daha sonra bu
kültürel çeşitlilik ve sentez tarihi bakımından müzeye çevrilmiştir. Tayyip
Erdoğan bu kültürel mirası ve zenginliği kendi bencil inanç biçimine meze
yapıp onu tekrar camiye çevirmiştir. Belki de bu yüzden Selahaddinin
fethettiği yerlerde ibadethanelere dokunmamış olması daha da anlamlı ve
önemlidir. Özellikle bulunduğu konum açısından.
SELAHADDİN EYYUBİ KİMDİR?
Demeden önce şu ünlü sözünü hatırlayalım
"Bana her istediğini sorabilirsin. Sana bu ayrıcalığı
tanıyorum. Ama her zaman cevap vermeyebilirim. O da benim ayrıcalığım."
Selahaddin Eyyubi,
Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk
hükümdarıdır. Selahaddin Eyyubi 1138’de doğdu. 1169’da amcasının yerine Mısır
veziri oldu. 1174’te Mısır tahtına oturdu. 1187’de Hittin Savaşı’nda
Haçlıları ağır bir hezimete uğrattı ve Kudüs’ü ele geçirdi.
Askeri eğitimden ziyade dini derslere meraklıydı.
Sanatla ve bilimle uğraşırdı. Selahaddin’in biyografisinde onun Öklid
geometrisi, astronomi, matematik ve aritmetik konularında uzman olduğu
yazmaktadır Mantık, felsefe, sosyoloji, fıkıh ve tarih öğrendi, Şam’daki
Dar’ul-Hadis’ten (hadis medresesi) mezun oldu.
Müslümanların Haçlılara karşı birleşmesinde tarihi
dönemeçlerden birisi olmuştur.
Selahaddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler kullanmak
yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına alarak
askeri güç dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı.
Tarihçilerin anlattığına göre Selahaddin zamanını ya ilim ya cihad
veya devlet işleriyle geçirirdi. Kuran’ı ezberlemiş ve iyi bir eğitim
görmüştü. Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe biliyordu.
Ülkesine her taraftan ilim sahipleri gelir verdikleri
derslerle insanlara hizmet ederlerdi. Onun zamanında Şam medreselerinde ders
veren altı yüzden fazla fakih (fıkıh, din, şeriat ilminin üstadı) vardı.
Tabipler, edebiyatçılar, şairler, matematikçiler, kimyagerler, mimarlar ve
diğer ilim sahipleri memleketin gelişmesi için canla başla çalışırlardı.
Selahaddin Eyyubi, komutan ve memurlarıyla bir arkadaş gibi samimi olarak
konuşur, yumuşaklıkla muamele ederdi. Bundan dolayı herkes fikrini ve
arzusunu çekinmeden söylerdi.
Haçlıların 90 sene önce Kudüs’ü işgal ederlerken 70 bin Müslüman’ı
kılıçtan geçirmesine rağmen, muzaffer bir komutan olarak karşılarına geçen
Sultan Selahaddin, intikam alma yerine onlara iyi muamelede bulunmuştur.
Böylece coğrafyasındaki insanların gönüllerinde taht kurmuştur.
Gizemli bir ateş ve iki haftalık hastalıktan sonra, Selahaddin
Eyyubi 1193’te 55 yaşında veya 56 yaşında öldü. Yardımcıları onu, kan akıtma
ve lavman yöntemi ile kurtarmaya çalıştılar fakat faydası olmadı.
Yazarımız
Tarık Ali
Tarık Ali 21 Ekim 1943 yılında Lahor, Pakistan'da dünyaya
gelmiştir. Pakistan asıllı Britanyalı ateist yazar ve film yapımcısıdır. İlk
ve orta öğrenimini Pakistan'da tamamlamış, daha sonra İngiltere Oxford
Üniversitesinde yüksek öğrenimini tamamlamıştır.
1960-1970 yılları arasında önemli siyasal kişilerden birisi
olan Tarık Ali, dört yıl boyunca İngiliz Televizyonu Channel 4'te yapımcı
olarak çalışmış ve "Bandung File" programının yapımcılığını
üstlenmiştir.
Tarık Ali, New Left Review adlı akademik derginin hakemler
kurulunda yer alır ve the Guardian gazetesinde düzenli olarak yazmaktadır.
Deniz Boyraci.
|
Kommentare
Kommentar veröffentlichen