HAYATIN SONUNDA YENİ BİR BAŞLANGIÇ VAR MIDIR?
Bu hafta sizler için
TANRININ FORMÜLÜ
adlı kitabi inceledik.
Kitabin Yazarı: Jose Rodrigues Dos Santos
Sayfa sayısı: 552
Bilim
ışığında tanrı arayışı;
Bilimsel anlamda tanrının varlığı ispat edilmeye çalışıyor ya da aslında neyi tanrı olarak adlandırdığımız diyelim. İlginç bir çalışma olan evren insan canlı yaratıcı güç ve doğanın gücü birçok bilim insanının kafasını kurcalıyor; konu aynı zamanda yazarımızın da kafasını kurcalıyor.
Eserimizin hikâyesi:
1951 sonbaharı İsrail’in ilk başbakanı David Ben
Gurion, Albert Einstein’la tanışmak için Princeton’a gider. Ziyaretinin amacı
nükleer silah elde etmektir. Atomla başlayan gizli sohbetleri hızla Tanrı’nın
varlığına doğru yönelir. Einstein Tanrı’nın formülünün peşindedir. Dünya
düzenini tepe taklak edebilecek bir önemde olduğu için CIA de bu belgenin izini
sürmektedir.
Günümüz Kahire’si, Tahrir Meydanı Kriptolog ve
tarih profesörü Thomas Noronha , İranlı bir kadın olan Ariana Pakravan
ile tanışır. Çok gizli bir elyazmasını deşifre etmek için Ariana'dan
yardım ister bu istek ile hayatı alt üst olur.
Albert Einstein imzalı bu el yazmasının başlığı
Tanrı’nın Formülü ’dür. Bu formülü deşifre edebilecek tek uzman ise Noronha’dır.
Bunun farkında olan tüm güçlerse Noronha’yı izlemektedir. Kendisiyle birlikte
dünyanın da kaderini ilgilendiren bu formül oldukça karmaşık.
Tanrı’nın Formülü, zamanın başlangıcına, evrenin
kökenine ve hayatın anlamına dair bu müthiş macerada kuantum fiziğini dinle,
Batı felsefesini Doğu mistisizmiyle buluşturan “Tanrı var mı? Varsa kim?
Doğan kim ve ölen kim?
Zekâ mı tanrıyı:
Tanrı mı zekâyı yarattı?
Evren sonsuz mu yoksa evrende bir son var mı?
Zekâ evren tarihi boyunca hep mi var olacak?
Gibi insanlığın her zaman üzerine kafa yorduğu
sorulara da bir cevap ararken sizlere unutamayacağınız bir macerayı da
sunuyor.
Noronha'yı takip ederken onun seçimleri ve bakış
açısını soluksuz okuyacaksınız.
Kitap bir film sahnesini aratmayacak kadar macera
ve heyecanlı görsel sahnelerle doludur; hayal gücü özgür olanlar için.
Tanrı’nın Formülü, bilimin hâlâ keşfetmeye
çalıştığı yer olan dünyadan ve onun başlangıcı ve sonundan bahsediyor.
Hikâyenin konusu gerçek teorik matematik ve Fizik formülleri anlatılırken
ayrıntılara boğulmadan okuyucuyu baştan sona heyecan ve büyük
bir merakla zekânın büyüsüne alıyor.
Zaman, mekân, evren, tanrı, varlık yokluk
yüzyıllardır insanlığın kafasını kurcalıyor.
Günümüzde bu sorulara cevap ararken sosyal bilim ve
pozitif bilimler ve bilimin tüm dallarından yararlanılmaya
çalışılıyor özellikle kuantum fiziği bize bu soruları kavramada ve
varlığı-yokluğu çözmede yardımcı oluyor.
Hikâyemizin daha iyi anlaşılması açısından
Einstein'ın İzafiyet teorisini geliştirmesiyle neler değişti
isterseniz ona bakalım.
Zaman size göre evrende nasıldır?
Üç boyutlu algı sistemimize göre izafiyet
teorisi öncesinde zamanı bir lineal çizgide dün bugün
ve yarın olarak hesaplıyorduk fakat izafiyet teorisi tüm bu
algıyı alt üst etti.
Düşünün zaman lineal değil de evrene yayılmış
durumda bir çarşaf olarak bunu düşünelim ve bu çarşafın
üzerine bir bebek düştüğünde çarşaf bükülür çarşafın bükülmesiyle
çarşaf artık gerilmiştir, dümdüz bir zemin değildir. İşte bu bir bükülme ya da
kırılmadır.
Bu teori birçok alanda birçok varlığı
ve olayı tartışmalı hale getirdi.
Doğa ve canlılar o kadar kaotik ki bu sırrı
çözebilmek başka sırlara kapı aralıyor varlığı
ararken yokluk tespiti hiçte göz ardı edilecek bir konu değildir.
Bir balık üç dört balık yapmak için
denize milyonlarca yumurta bırakır sadece üçü, dördü balık
olacaktır. Hesabı yapılmayan milyonlarca yumurta nereye gidiyor
sizce?
O milyonlarca yumurta evrendeki kaosun kendisidir.
Evren; doğar, yaşar, ölür, hiçliğe girer ve sonsuz
bir döngü içerisinde yeniden doğar. Her şey döngüsel midir?
Tüm bunlar olurken biz insanların yaptığı
nedir? yani
Ne ölçüde özgürüz biz? Kararlarımızı özgürce veriyoruz gibi görünüyor ama asıl kökenlerini incelediğimizde çoğu zaman farkında bile olmadığımız pek çok etken tarafından koşullandığımızı fark ediyoruz.H Özgür irade mi, yoksa sadece bir illüzyon mu? Her şey acaba önceden mi belirlenmiştir, biz bunun farkında olabilir miyiz? Kendimizin dışına çıkabilir miyiz?
Öte yandan hayat kısa diyoruz.
"Şimdi zaman çok kıymetliymiş gibi geliyor
bana. İpleri ele alıp bunun keyfini çıkarmalıyım diye düşünüyorum,
önceliklerimi gözden geçirip neyin önemsiz olup neyin olmadığına karar vererek
kendimle ve dünyayla barışmalıyım." Kendimizle barışmamızın yolu evrendeki
yerimizi anlamaktır belki de. Bununla zamanın ve barışmanın önemini kavrayabiliriz.
Zaman zaman kendimize diyor muyuz hepimiz?
"Ümitli şekilde uyanıp hemen sonrasında onu
kaybetmek o kadar kötü bir şey ki. Sanki birisi bizimle oynuyor, bize bir
gelecek sunup sonra da onu elimizden alıyor gibi, sanki yaşam bir oyuncak ve
ben de bir çocuğum."
Evet, tüm bunları diyorsak insanlık
olarak sorunlarımız ortak ve temeldir.
Evrenin büyüklüğü karşısında biz bir nokta bile
değiliz fakat varız diğer tüm canlı cansız
varlıklarla varız fakat onlarla bütünleşme sorunumuz var.
Bu kaotik evrende nokta olsak dahi bir kelebeğin
kanadını çırpması misali yaşayacağımız etkinin büyüklüğü inanılmaz.
Evren o kadar kaotik bir yer ise dünya neden
böyle düzenli?
Dünya düzenli mi gerçekten? İçinde
bulunduğumuz kısacık zaman dilimi bize her şeyi düzenli gösteriyor.
İnsan evrende çok kısa bir zaman
diliminde vardır. İnsanlık öncesi cağlarda buzul cağ ve
benzeri zamanlardaki kaosu düşünmek bile korkunç. Biz bu kaotik
dönemlerin içinde pratik olarak bulunmadık yani alt üst oluşları
yaşamadık diye yok sayamayız.
Zaman, ışık ve mekân birbirinden ayrı
düşünülemez evren bütünlüklüdür.
Einstein söz konusu olunca ışık daha farklı
bir önem kazanıyor. Işık zamanın anahtarıdır.
Yazarımıza göre güneşin enerjisinin
bitmesiyle güneş sisteminde canlılık son bulacaktır. Bu yok oluşu
engelleyebilecek olan şey yazarımızca zekâdır.
Çünkü bizi canlılık ekosistemi dışında var
edebilecek tek şey zekamızdır.
İnsan var olabilmek için yapay zekâ ile
varlığının seyrini değiştirecektir. Bu konuda ilerleme kaydedenler insan
varlığına hükmedeceklerdir.
Yapay zekâ insan zekâsının ürünü olsa
da insan zekâsı kadar iyi olabilir hatta ondan daha gelişmiş de
olabilir.
Bu da yaşam koşullarını ve evrende insanın
yerini tartışılır hale getirecektir.
Yazarın bilim kurgusal yolculuğunda, yaratıcı
güç yani tanrı, insan zekâsının ürünüdür. Zekâ evrende
bir kez ortaya çıktı mı bir daha yok olmayacaktır.
Dünya üzerinde ki türlerin yüzde
doksanı kayboluyor.
Kayıp sayısı yaratılışından daha fazladır.
Yok olan sayısı var olandan çok daha
fazladır demiştik.
Bizler doğadan uzağız evde musluğu
açtığımızda su akıyor ama su bulmak için kilometrelerce yürüyen
canlılar var.
Dünyanın ısı ve enerji kaynaklarını
kıstığınızda ne kadarımız hayatta
kalabiliriz ?
Bunun hesabını kimse yapmak bile istemez.
Doğayla iç içe olmayan evreni anlamada
zorluk çeker.
Hem kuantum fiziği hem izafiyet teorisi bize
kontrol edemeyeceğimiz karmaşa ve güçteki evreni sunarken aslında
tercih hakkında sunuyor.
Kim çevik, kim az hataya düşer, kim bedel vermeye
hazır, kim üretici, cesaretli ve akıllı ise az hatalar yaparak
çok şey elde edebilir. Tüm bu düzen ve kaos tartışmaları içerisinde
insanın tanrısı evrende nedir?
Einstein tanrıya inanıyor musunuz sorusuna karşılık
hep: Spinoza'nın tanrısına inanıyorum derdi. Spinoza'nın tanrı anlayışının
temel ilkesi gayri şahsiliktir, onun tanrısı insanî niteliklerden tamamıyla
yoksundur; kimseyi cezalandırmaz ve kimseye karşı sempati beslemez. Onun
anlayışına göre ''Tanrı'yı seven kişi, karşılık olarak Tanrı'nın da onu sevmesi
için çabalayamaz.'' dır. O; insanlara acıma, merhamet, sevgi gibi duygular
beslemez. Spinoza’ya göre bu durum semavî dinlerin içine düştüğü en büyük
yanlışlardan biridir.
Ve Einstein
" Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa
sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar."
Der...
Yazar yolculuğunu Einstein'ın gölgesinde
yapmaktadır. Yalnızca onun bilim alanındaki buluşları ile değil, onun evrenin
büyüklüğü karşısındaki hayal gücü ile.
Evren, zaman ve tanrı ile iç içe organizma olarak
dünyanın bilim ve teknoloji ile mercek altına alındığı bu bilim kurgu eseri
sizi hayal gücünüzle zevkli bir yolculuğa çıkaracak.
İnsanı yok eden onun bencilliği ve merkeziyetçiliğiyle
onu var etmeye devam eden zekâsı olabilecek mi? Siz ne dersiniz?
Sessizliğin
sonunda cevap,
Günlerimizin sonunda ölüm vardır.
Hayatımızın sonunda ise yeni bir başlangıç.
Yeni bir başlangıç.
Mutlu kalın.
Jose Rodrigues Dos Santos Kimdir?
Jose Rodrigues Dos Santos, 1 Nisan 1964 yılında
Portekiz'de dünyaya gelmiştir. 17 yaşında radyo muhabiri olarak çalışmaya
başlamıştır. Habercilik üzerine New Lisabon Üniversite'den eğitim almıştır.
Habercilik bölümünü bitiren yazar daha sonra Londra'ya giderek BBC'de işe
başlamıştır.
Birkaç yıl sonra Portekiz ulusal televizyonunda
gece haberlerini sunan Jose Rodrigues Dos Santos bir arkadaşının ondan bir
dergi için hikâye yazmasını istemesiyle yazarlığa başlamıştır.
Deniz Boyraci
Kommentare
Kommentar veröffentlichen